Bir elbisem olsa…

Evliyânın büyüklerinden Abdullah-i Mürteiş hazretleri, kerâmet sâhibi olup, kalpten geçeni anlardı.
Çok da cömert bir zât idi.
Herkese yardım ederdi.
Kim olursa olsun.
Hiç ayırım yapmazdı.
Bir hâdise şöyle meselâ:
O devirde fakîr biri vardı.
Nâfile hacca gitmek istiyordu.
Ama parası yoktu garibin.
Bunun için de gidemiyordu.
Bir gün kalbinden;
"Abdullah-i Mürteiş hazretleri, cömert bir velîdir. Bana, bir yol elbisesiyle, on beş gümüş para verse, ne iyi olur” dedi.
Böyle temennî etti.
Ve ardından;
“Bu parayla kova ve ip alır, o elbiseyi de üzerime giyer, Beytullaha giderim" dedi.
Böyle düşündü.
Fazla bir zaman geçmedi.
Az sonra çalındı kapısı.
Koşup açtı kapıyı.
Bir de ne görsün.
Bu büyük zât vardı eşikte.
Çok şaşırdı!
Zîra Onu düşünmüştü az önce
Gördü ki elinde bir (paket) var.
Bir tâne de (kese)
Önce paketi uzatıp;
“Bunun içinde bir tâne elbise var.
Hacca gitmek istersen, bunu giy” buyurdu.
Sonra keseyi uzatıp;
“Bunda da on beş gümüş var.
(Kova) ve (ip) alırsın” buyurdu.
Ve ayrılıp gitti.
Fakîr, gözyaşlarını tutamadı.
Duâ ediyordu arkasından!