Ebrehe, ordusuyla çýktý bir gün Yemen’den.
Maksadý, Beytullahý yýkmaktý gidip hemen.
Geldi koca orduyla Mekke’nin sýnýrýna,
Baþladý Beytullaha hücum hazýrlýðýna.
Önce, bir adamýný gönderdi ileriye,
(Kureyþ’in mallarýný yaðma edip gel!) diye.
O, Abdülmuttalib’in þahsi develerini,
Sürerek, Ebrehe’ye arz eyledi hepsini.
Lakin Abdülmuttalip buna vakýf olunca,
Üzülüp, Ebrehe’ye gidiverdi doðruca.
Uzun boylu, heybetli, güzel ve nuraniydi.
Kavmin reisi olup, itibar sahibiydi.
Çadýrdan içeriye girince birden bire,
Ebrehe onu görüp, tahtýndan indi yere.
Kalbinden geçirdi ki: Bu melik þimdi benden,
Her ne talep ederse, yaparým onu hemen.
Hatta (Kâbe’yi yýkma!) dese dahi o bana,
Yýkmam, geri dönerim bu zatýn hatýrýna.
Sonra dedi: (Ey melik, herhangi bir arzuhal,
Üzere geldin ise, yapayým onu derhal.)
Ona, Abdülmuttalip dedi ki: (Erleriniz,
Develerimi almýþ, lütfen geri veriniz!)
Ebrehe öðrenince onun bu gayesini,
Dedi: (Ulu bir kiþi sanmýþtým ben de seni.
Kâbe’yi yýkmak için gelmiþtim halbuki ben.
Sen, büyük bir meliksin bu yerde hakikaten.
Sana yakýþýrdý ki, büyük þey dileyesin.
Mesela Beytullahý sakýn yýkma! diyesin.
Lakin sen istiyorsun üç beþ tane deveni.
Senin bu davranýþýn, hayrete soktu beni.)
O dedi: (Benim olan, bu ikiyüz devedir.
Bu yüzden, beni yalnýz onlar ilgilendirir.
Beytullaha gelince, karýþmam ona zinhar.
Zira benim deðildir, Kâbe’nin sahibi var.)
Ebrehe sinirlenip, dedi: (Kimmiþ sahibi?
Ben o evi yýkýp da, sürerim tarla gibi.)
Abdülmuttalip ise istihza eyleyerek,
Mekke’ye döndü geri (Sen bilirsin) diyerek.
Müminleri toplayýp, yaklaþtý Beytullaha.
Halkasýna yapýþýp, dua etti Allah’a:
(Ey yerlerin, göklerin tek sahibi Allah’ým!
Herkes, kendi evini korur ve eder yardým.
Bu hane de senindir ve lakin bu ahmaklar,
Orduyla gelmiþler ki, bu haneyi yýkalar.
Eðer izin verirsen, bileceðin iþ elbet.
Muhafaza edersen, senindir güç ve kuvvet.)
Böylece tazarruda bulunup o müminler,
Sonra da toplu halde, daðlara çekildiler.
Ebrehe, Mahmude’yi koydu ordu önüne.
Sonra da ordusunu sürdü Kâbe yönüne.
Onun asýl ümidi, Mahmude filindeydi.
Zira muvaffakiyet, ona baðlý bir þeydi.
Lakin umduðu gibi olmayacaktý elbet.
Bekliyordu onlarý, çok korkunç bir akýbet.
|