Ýbni Ömer Zeylai, âlim ve veli bir zat.
Binüçyüzdört yýlýnda, Yemen’de etti vefat.
Ýslam’ýn ilm-i zahir ve ilm-i batýnýnda,
En çok bilgi sahibi, o idi zamanýnda.
Civardaki bir köye gitmiþti bir zamanlar.
O köyde, susuzluktan muzdaripti insanlar.
Ýbni Ömer, acýdý insanlarýn haline.
Ellerini kaldýrýp, dua etti Rabbine:
(Ya Rabbi, susuzluktan, kullarýn cümle maðdur.
Lütfedip, bu beldeye ihsan et biraz yaðmur.)
O an gökte bulutlar, geldiler bir araya.
Ve bir yaðmur yaðdý ki, mahlukat doydu suya.
Yine bir yer vardý ki, (Halep vadisi) diye,
Halký, hürmet duyardý bu mübarek veliye.
Ziyaret ederlerdi, ara ara bu zatý.
Zira çok tesirliydi öðüt ve nasihatý.
Bir gün de bu evliya, onlarýn beldesine,
Teþrif edip, neþe ve sürur verdi hepsine.
Onlar çok sevinerek, dediler: (Efenim, biz,
Kuraklýk illetinden begayet muzdaribiz.
Aylardýr, bir damla su düþmedi beldemize.
Bu yüzden çok meþakkat, ýzdýrap geldi bize.
Bir akarsuyumuz var, akmýyor o da fakat.
Bu susuzluða karþý, kalmadý bizde takat.)
Ýbni Ömer dinleyip, üzüldü gayet buna.
Onlardan birisini, çaðýrdý huzuruna.
Buyurdu: (Þu ýrmaðýn baþýna git de hele,
Akmasýný rica et, Allah’ýn izni ile.)
(Peki) deyip, gitti ve seslendi ki: (Ey ýrmak!
Allahü teâlânýn izni ile haydi ak!)
O kiþi, bu sözleri söyleyince ýrmaða,
Baktý ki, biden bire su baþladý akmaða.
Bir oðlu olduðunda, yine bu mübarek zat,
Ýlk evvela aðlayýp, sonradan güldü fakat.
Yakýnlarý sordu ki: (Efendim, az önce siz,
Niçin öyle aðlayýp, sonra gülümsediniz?)
Buyurdu: (Bana malum oldu ki, bu evladým,
Boðulup ölecektir, çok üzülüp aðladým.
Sonra bildirildi ki, bu evladýmdan fakat,
Gelir ki bu dünyaya þaný büyük bir evlat,
Onun, tasavvuftaki atacaðý ilk adým,
Olacak þu andaki benim en son makamým.
Rabbim, bana böyle bir torun vereceðinden,
Aðlamayý býrakýp, sevinçten güldüm hemen.)
Yýllar sonra, bu sözü aynen oldu hakikat.
Oðlu (Ýsa), bir suda boðulup etti vefat.
Ve (Muhammed) adýnda, oldu ki bir torunu,
Yaydý bütün cihana, ilim ve feyz nurunu.
|