Gönül Sultanları.com >  Evliya Nasihatleri > Kurtarýcý sekiz mesele > Bir duasý kâfiydi
Bir duasý kâfiydi
Allah adamlarýndan Abdullah bin Alevi,
Seyyid, yani evlad-ý Resuldendir hem dahi.

Ýlmiyle amil olan âlimlerden biridir.
Tasavvufta dahi hem, yükselmiþ bir velidir.

Bir gün, Mekke þehrinde rastladý ki birine,
Ýçki içiyor idi, gitti çok garibine.

O kimseye yaklaþýp, buyurdu ki: (Be adam!
Böyle mübarek yerde iþlenir mi hiç haram?)

Dedi ki: (Biliyorum, haramdýr bu melanet.
Ben de, bundan üzüntü duyuyorum begayet.

Çok istiyor isem de hatta bunu býrakmak,
Lakin olamýyorum bu hususta muvaffak.)

Buyurdu ki: (Býrakmak nasib olursa eðer,
Bir daha içmemeye, bir söz ver bana yeter.)

Adam, çok sevmiþ idi bu evliya kiþiyi.
Dedi: (Söz veriyorum, içmem bu pis içkiyi.)

O zaman, þöyle dua etti ki bu veli zat:
(Ya Rabbi, bu beladan sen bunu eyle azat.)

O anda, o kimsenin deðiþti kalbi birden.
Tam býraktý içkiyi, o andan itibaren.

Halisane olarak, etti tövbe, istiðfar.
Bozmadý tövbesini, tâ ölünceye kadar.

O gece, rüya gördü Abdullah-ý Alevi.
Bir münadi, göklerden verirdi bir haberi.

Diyordu ki, söyleyip ismini bu kiþinin:
(Filan yerde, bir kabir kazýnýz onun için.

Kim hazýr bulunursa, onun cenazesinde,
Maðfiret olacaktýr, bu mevta sayesinde.)

Uyanýp, o kimseyi evinden sordu bizzat.
Dediler ki: (Bu gece, çok güzel etti vefat.)

O bildirilen yerde, kazdýlar mezarýný.
Abdullah bin Alevi, kýldýrdý namazýný.

Buyurdu: (Ey insanlar, bilin ki þunu mutlak,
Sizi, ahiret için yarattý cenâb-ý Hak.

Böyle iken, bir mümin, býrakýp ahireti,
Günahlara dalarsa, ne olur akýbeti?

Halbuki dünya fani, ebedidir ahiret.
Orada, her amelden hesap var hem de elbet.

Bak, ömrün azalýyor, ölüme gidiyorsun.
Hazýrlýðýn bile yok, niçin üzülmüyorsun?)

Bir gün oturuyordu oðlu ile bir yerde.
Eðlenen bir cemaat gördü biraz ilerde.

Buyurdu ki: (Evladým, þunlarýn haline bak.
Birkaç yýl sonra hepsi, kabirlerde olacak.

Halbuki her günaha, hesap vardýr, bu kati.
Onlar da biliyorlar bu müthiþ hakikati.

Aklý olan, dünyada, henüz ecel gelmeden,
Ölüm ve ahirete hazýrlanýr önceden.

Bilir ki, dünya fani, ebedidir ahiret.
Ahirete, daha çok gösterir sa'y-ü gayret.)


Bana deðil, ona sorun

Bir gün geldi birisi, bu zatýn huzuruna.
Yazdýðý þiirlerden, okudu biraz ona.

Þiirin mevzuu da, ölüm ve ahiretti.
Ve dirilip, mahþerde hesaba çekilmekti.

Bir hayli duygulanýp, buyurdu ki bu defa:
(Okuduðun sözlerden, okur musun az daha?)

O, bilirdi bu zatýn bir veli olduðunu.
Kendi kurtuluþuna, bir fýrsat bildi bunu.

Dedi ki: (Bir þart ile okurum ondan size.
Kefil olur musunuz Cennete girmemize?)

Buyurdu: (Benim gücüm etmez buna kifayet.
Lakin verebilirim, sana çok mal ve servet.)

Dedi ki: (Ne yapayým geçici bir serveti?
Temin edin siz bana, ebedi saadeti.)

Abdullah-ý Alevi, dua etti o zaman:
(Ya Rabbi, hýfz et bunu Cehennem azabýndan.)

Bu Allah adamýndan alýnca böyle dua,
Okuduðu þiirden, okudu biraz daha.

Henüz geçmemiþti ki aradan fazla zaman,
Bu kiþi vefat edip, göç etti bu dünyadan.

Vefat eylediðini duyunca bu veli zat,
Techiz ve tekfinini kendisi yaptý bizzat.

Cenaze namazýný kýldýrýp kendi yine,
Kendi elleri ile, defn eyledi kabrine.

Sonra telkinini de, kendisi okuyarak,
Mevtanýn, kabrindeki halini etti merak.

Hak teâlâ, gözünden kaldýrdý perdesini.
Gördü Münker-Nekir’in o kabre gelmesini.

Önce, büyük korkuya kapýldýysa da, fakat,
Sonra yüzü güldü ve oldu sakin ve rahat.

Mübarek cemalinin, bu deðiþikliðini,
Görüp, sordu cemaat bu iþin hikmetini.

Buyurdu: Bu mevtanýn halini ettim merak,
Gösterdi Rabbim bana, perdeyi kaldýrarak.

Baktým ki, bu kabire gelerek Münker-Nekir,
Suale baþladýlar: (Rabbin kim, dinin nedir?)

Ben, merak ederdim ki, nasýl cevap verecek?
Baktým, benim ismimi onlara söyleyerek,

Dedi ki: (Benim hocam Abdullah Alevi’dir.
Bunlarý ona sorun, o size cevap verir.)

O böyle söyleyince, kapýldým endiþeye.
Ki, nasýl muamele ederler bu kiþiye?

Melekler dediler ki: (Madem ki hocan bu zat,
Sana azap yapmayýz, ol müsterih ve rahat.

Sana ve üstadýna selam olsun!) dediler.
Baþka bir þey sormadan, o yeri terk ettiler.

Bunu dahi görünce, zail oldu endiþem.
Bunun için güldüm ve yerine geldi neþem.


Yanmayan paralar

Sevdiklerinden biri, diyor ki: Bir keseye,
Bir miktar para koyup, vermiþtim bir kimseye,

Demiþtim ki: (Bu para, dursun sende emanet.
Tekrar gelip alýrým, lüzum olursa þayet.)

Fazla geçmemiþti ki o günden itibaren,
O evde yangýn çýktý, her þey yandý tamamen.

Ben bunu iþitince, üzülüp ettim esef.
Dedim: Paralarým da, hep yanmýþtýr maalesef.

Zor biriktirmiþ idim onlarý kýt kanaat.
Onlar da gitti elden, zor oldu bana hayat.

Abdullah Alevi’nin büyük zat olduðunu,
Bildiðimden, hemence arz ettim ona bunu.

Dedim ki: (Filan evde, param vardý emanet.
Onlar da yandý bugün, üzgünüm buna gayet.)

O, bir þey söylemeyip, çaðýrdý bir kimseyi.
Buyurdu ki: (O evden, git getir o keseyi.)

Ben dedim ki: (Efendim, yanýp gitti o hane.
Ýçindeki eþyadan, yok yanmayan bir tane.)

O yine, o kimseye buyurdu ki: (Haydi git!
O para kesesini, al da getir tez vakit.)

O kimse (Peki) deyip, ayrýldý yanýmýzdan.
Elinde kese ile, geliverdi birazdan.

Baktým ki, benim kesem ve içinde paralar.
Onlara, o yangýndan gelmemiþ hiçbir zarar.

Bir gün de, hanesine gelmiþti birkaç fakir.
Onlarý, güler yüzle etti güzel misafir.

Hizmetçiyi çaðýrýp, buyurdu: (Gir kilere.
Biraz hurma getir de, ikram et gelenlere.)

Ve lakin o hizmetçi, arz etti ki: (Efendim,
Kilerde hurma yoktur, baþka ne getireyim?)

O böyle söyleyince, buyurdu ki o tekrar:
(Haydi hurma getir de, yesinler bu insanlar.)

Arz etti ki: (Efendim, ambarý, dün elimle,
Henüz yeni süpürdüm, hurma yok bir tek bile.)

Buyurdu ki: (Evladým, sen yine ambara git.
Öyle zannederim ki, hurma vardýr þu vakit.)

O zaman (Peki) deyip, ambara gitti hemen.
Gördü ki, çok hurma var orada hakikaten.


Nezrini unutmuþtu

Sevdiklerinden biri vardý ki bu kiþinin,
Bir gün gitti pazara, atýný satmak için.

Giderken düþündü ki: (Sattýðýmda bu atý,
Eðer alabilirsem istediðim fiyatý,

Onun þu kadarýný, Abdullah Alevi’ye,
Götürüp, bizatihi edeceðim hediye.)

Bu düþünce içinde, pazara geldi bu zat.
Ýstediði fiyata, az sonra satýldý at.

Lakin atý satýp da, ücretini alýnca,
Unuttu bu nezrini, hanesine varýnca.

Abdullah-ý Alevi, o gün görüp bu zatý,
Çaðýrýp buyurdu ki: (Sattýn mý bugün atý?)

(Evet, sattým efendim) dedi ise de o zat,
Yine de, o nezrini hatýrlamadý fakat.

(Ýstediðin fiyatý verdiler mi?) deyince,
O zaman, bu nezrini hatýrladý hemence.

Dedi ki: (Ýstediðim fiyatý ondan aldým.
Fakat bir nezrim vardý, þu anda hatýrladým.)

Buyurdu: (Benim dahi, maksadým buydu zaten.
Yani seni günahtan kurtarmaktý esasen.)

O kiþi çok sevinip, eda etti nezrini.
Daha çok bilmiþ oldu, bu zatýn kýymetini.

Bir gün de, uzak yerden bu velinin evine,
Bir grup geliyordu, onun ziyaretine.

Ve lakin bu beldeye yaklaþtýðýnda onlar,
Gece yarýsý olup, uykudaydý insanlar.

Yorgun ve aç idiler, geç idi lakin vakit.
Yiyecek bulmak için, deðildi hiç müsait.

Çaresizlik içinde düþünürken böylece,
Biri, yemek getirdi önlerine o gece.

Sonra öðrendiler ki, Abdullah-ý Alevi,
Onlara, kendi bizzat getirmiþ o yemeði.

Abdullah-ý Alevi, uzak diyarda olan,
Birisiyle görüþmek isteseydi ne zaman,

Talebeden birine, (Onu çaðýr!) diyordu.
O da, yüksek ses ile onu çaðýrýyordu.

O çaðrýlan kiþi de, bu sesi iþiterek,
Geliyordu anýnda (Buyur, Lebbeyk!) diyerek.

Talebesinden biri, anlatýr ki þöylece:
Bir defa, üstadýmla yola çýktýk bir gece.

Bir mahale gelince, bana buyurdular ki:
(Þeyh Ömer’i çaðýr da, olsun bize mülaki.)

(Peki efendim) deyip, çýkarak bir tepeye,
Seslendi: (Ya þeyh Ömer, gel filanca beldeye!)

Daha ilk sesleniþte, verdi ki þöyle cevap:
(Lebbeyk, peki efendim, geliyorum derakap!)

Çok uzak bir diyarda olduðu halde bile,
Derhal gelip görüþtü, Abdullah Alevi’yle.

www.gonulsultanlari.com