Gönül Sultanları.com >  Evliya Nasihatleri > Tasavvuf yük çekmektir > Kalbi nurla doldu
Kalbi nurla doldu
Muinüddin-i Çeþti, evliya-yý kiramdan
Kerametleri vardýr, akýllarý þaþýrtan.

Muinüddin, lakabý, Hasan, asýl adýdýr.
Seyyid, yani sevgili Resulün evladýdýr.

Hindistan'da yaþayan, bu mübarek veli zat,
Yüz yaþýna gelince, Ecmir'de etti vefat.

O henüz çocuk iken, vefat etti babasý.
Bir bað düþtü kendine pay edince mirasý.

Bir gün, bir Hak aþýðý, teþrif etti o baða.
O zata hürmetinden, kalktý hemen ayaða.

Ellerini öperek, oturttu bir gölgeye.
En güzel üzümlerden, getirdi yesin diye.

Lakin o, üzümlere hiç raðbet etmeyerek,
Çýkardý iç cebinden, bir lokma kuru ekmek.

Koydu onun aðzýna, eliyle o lokmadan.
Muinüddin’in kalbi, nur ile doldu o an.

Çýktý dünya sevgisi, tamamiyle kalbinden.
Yerine, muhabbeti ilahi girdi hemen.

Daðýttý fakirlere, sonra cümle malýný.
Ezberledi Kur'an-ý kerimin tamamýný.

Bir Allah adamýný, aradý o arada.
Osman-ý Haruni’ye, tâbi oldu sonra da.

Yirmi yýl, bu hocaya hizmet edip, nihayet,
Tasavvufta yetiþip, aldý mutlak icazet.

Bir kerpiç duruyordu, o anda önlerinde.
Emriyle alýr almaz, altýn oldu elinde.

Buyurdu ki: (Tamamdýr, iþin ya Muinüddin!
Artýk hizmet bekliyor, þu anda senden bu din.)

Artýk o, þefkat ile baksaydý bir insana,
Kavuþurdu o kiþi, manevi çok ihsana.

Yedi günde bir lokma, hem de kuru olarak,
Katýksýz ekmek yerdi, bir suya batýrarak.

Hýrkasý eskiseydi, bizzat kendi yamardý.
Sonra, yama üstüne, tekrar yama yapardý.

Seyahatte bir ara, uðradý Beytullaha.
Kâbe’yi tavaf edip, dua etti Allah'a.

Oradan, Medine'ye gelen bu mübarek zat,
Resul-i müctebayý, gözüyle gördü bizzat.

Þöyle ki, girer girmez o mescid-i Nebi'ye,
Bir ses çýktý Ravda'dan: (Muinüddin gel!) diye.

Bu ses, bizzat Resulün kabrinden geliyordu.
(Bana, Muinüddin'i çaðýrýnýz!) diyordu.

Türbedar, cemaatin arasýna girerek,
Çaðýrdý: (Muinüddin! Muinüddin!) diyerek.

O böyle çaðýrýnca mescitte olanlara,
(Buyur! buyur!) dediler, çok kiþi türbedara.

Bu hale çok þaþýrýp, geri geldi türbeye.
Sordu Resulullaha: (Hangisi gelsin?) diye.

Türbedar, edep ile bekliyorken Ravda'da,
(Çeþti olaný gelsin!) denildi o arada.

Cemaate hitaben, baðýrdý ki bu sefer:
(Muinüddin Çeþti'yi çaðýrýyor, o Server!)


Ýçeri gel

Hazret-i Muinüddin, bu sesi duyduðunda,
Bambaþka bir hallere, giriverdi o anda.

Aðlayýp, gözlerinden gözyaþlarý dökerek,
Ýlerledi Ravda'ya, salevat getirerek.

Ravda'nýn kapýsýnda, edep ile beklerken,
(Ýçeriye gel!) diye, bir ses duydu türbeden.

Girdi mahcup bir halde, duyunca bu nidayý.
Görmekle þereflendi, Resul-i kibriyayý.

Peygamber efendimiz, buyurdu ki o anda:
(Git ve benim dinime, hizmet et Hindistan’da.

Orada, evladýmdan Hüseyin adlý bir zat,
Küffârla savaþýrken, þehid düþtü þu saat.

Nerdeyse bu memleket geçecek kâfirlere.
Durma, hemen bugünden, hareket et o yere.

Sen oraya varýnca, maðlup olur o küffâr.
Ýslam’ýn nuru ile, aydýnlanýr o diyar.)

Sonra da bir nar verip, buyurdu ki: (Al bunu.
Buna bakýp, anlarsýn Hindistan’ýn yolunu.)

O Resulün elinden aldýðýnda o narý,
Gördü onun üstünde, nehirleri, daðlarý.

Bir fatiha okuyup, Peygamberin ruhuna,
Çýktý kýrk kiþi ile, Hindistan'ýn yoluna.

Daðlarý, tepeleri süratlice aþtýlar.
Nihayet selametle, Ecmir’e ulaþtýlar.

Daha sonra orada, satýn alýp bir inek,
Keserek, yaparlardý etinden her gün yemek.

Ýneðe taptýðýndan o yerdeki ahali,
Toplandýlar meydana öðrenince bu hali.

Taþ ile sopalarý alarak ellerine,
Saldýrdýlar hep birden, onlarýn üzerine.

Muinüddin-i Çeþti, yerden toprak alarak,
Saçtý o kâfirlere, dualar okuyarak.

O topraktan, onlara isabet ettiðinde,
Her biri taþ kesilip, kala kaldý yerinde.

Bir santim yürümeye, olmadý mecalleri.
Asla gidemediler, ne ileri, ne geri.

Aciz kalýp döndüler, mecburen yerlerine.
Arz ettiler bu hali, meþhur cinnilerine.

Onu, kendilerine, yeni baþkan seçtiler.
Müminlere bir daha saldýrýya geçtiler.

Lakin o cin görünce, bir an onun nurunu,
Yaprak gibi titreme kapladý vücudunu.

Sonra gelip hürmetle, kapandý ayaðýna.
Ve onun huzurunda, derhal geldi imana.

Diðerleri dönerek, hükümdara geldiler.
Gördükleri bu hali, ona haber verdiler.

O müþrik hükümdar da, kaldý hayret içinde.
Çok meþhur biri vardý, sihirbazlýk iþinde.

Ýsmi Ecipal olup, bu idi yalnýz iþi.
Öyle meþhur idi ki, dünyada yoktu eþi.

Hükümdarýn ümidi, bunda idi nihayet.
O dahi, kendisine güvenirdi begayet.


Ýndir onu aþaðý

Dedi ki: (Hükümdarým, bana býrak bu iþi.
Sihrimin karþýsýnda, tutunamaz o kiþi.)

Cümle talebesini takarak arkasýna,
Oturdu kendi dahi, bir ceylanýn postuna.

Büyük gürültülerle, baðýrýp çaðýrarak,
Geldiler, kendi dahi önlerinde uçarak.

Muinüddin-i Çeþti, gelenleri görünce,
Hemen etraflarýna, bir çizgi çizdi önce.

Sonra da, buyurdu ki o müminlere hemen:
(Dýþarý çýkmayýnýz, sakýn bu daireden!)

Sihirbaz Ecipal ve cümle talebeleri,
Asla giremediler daireden içeri.

Çok uðraþtýlarsa da içeri girmek için,
Lakin gelemediler üstesinden bu iþin.

Dünyaca gayet meþhur tanýnan bu sihirbaz,
Büyük hayret içinde, dedi ki: (Hayýr, olmaz!

Benim gibi bir sahir yokken bu yeryüzünde,
Nasýl maðlup olurum, bir insanýn önünde.)

Bir þey yapamayýnca müminlere velhasýl,
Baþka sihirlerini denedi, fasýl fasýl.

Daðlardan, milyonlarca yýlanlarý alarak,
Onlarýn üzerine gönderdi, sihr yaparak.

Yýlanlar, sürü sürü, dere tepe aþtýlar.
Sular gibi akarak, onlara ulaþtýlar.

Lakin geldiklerinde onlar da o çizgiye,
Yine giremediler, bir santim içeriye.

Yine aciz kalýnca, bu sihirle de artýk,
Ateþler yaðdýrmaya baþladý bir aralýk.

Lakin o ateþler de, geldiðinde çizgiye,
Tek bir kývýlcým dahi, girmedi içeriye.

Onlara, zerre kadar yapamadan bir zarar,
Meyus halde geriye döndü o sihirbazlar.

Onlarýn en büyüðü, dedi ki hükümdara:
(Ýzin ver, tek baþýma gideyim ben onlara.)

Bir ceylan derisinin üstüne oturarak,
Müminlerin üstüne, geldi tekrar uçarak.

Muinüddin Çeþti’yi tehdit etti bir hayli.
Hýrlayan bir köpeðe benziyordu o hali.

O dahi, sihirbaza buyurdu ki o anda:
(Sen, yerde ne yaptýn ki, ne yaparsýn havada?)

Bu sözden etkilenen sihirbaz da, o zaman,
Postunun üzerinde yükseldi göðe o an.

Ne zaman ki müminler, görmedi artýk onu,
Muinüddin-i Çeþti çýkardý pabucunu.

Buyurdu: (Ey pabucum, sen de çýk havalara.
Ýndir onu aþaðý, baþýna vura vura.)

Ve o pabuç, havaya fýrladý birden bire.
Süratle yükselerek, yetiþti o kâfire,

Baþýna vura vura, indirdi Ecipal’i.
Artýk sihir yapmaya kalmamýþtý mecali.


O da Müslüman oldu

Anladý en nihayet kendi acizliðini.
Bir piþmanlýk duygusu, kapladý hem içini.

Üzüldü çok hatalý bir yolda olduðuna.
Muinüddin Çeþti’nin kapandý ayaðýna.

O dahi Ecipal’e su uzattý bir bardak.
Ýçince, döndü kalbi Ýslam’a tam olarak.

Kelime-i þehadet getirip hemen o an,
Küfürden kurtularak, o da oldu Müslüman.

Buyurdu: (Ey Ecipal, her ne arzun var ise,
Hasýl olmasý için, þu anda söyle bize.)

Ecipal, fevkalade bir hürmet göstererek,
Dedi ki: (Ýnsanlarýn, çok riyazet çekerek,

En son ulaþtýklarý, en üstün makam var ya,
Kavuþmak istiyorum, iþte o üst noktaya.)

Muinüddin-i Çeþti, ona (Peki) diyerek,
Bir nazar etti ona, merhamet eyleyerek.

Onun bu nazarýyla, Ecipal de velhasýl,
Tasavvufta, en yüksek noktaya oldu vasýl.

Ve yine bu Ecipal, bu zatýn huzurunda,
Ýman ve hidayete, o gün kavuþtuðunda,

Arz etti ki: (Efendim, münasip görürseniz,
Bir merkezi bölgede, ikamet eyleseniz.

Böylelikle insanlar, size kolay gelirler.
Onlar da, iman ile belki þereflenirler.)

Muinüddin-i Çeþti, bunu uygun görerek,
Þehrin tam merkezine, taþýndý göç ederek.

Sonra da buyurdu ki yanýnda olanlara:
(Gidiniz, söyleyiniz þu gafil hükümdara,

Deyin ki: Ey hükümdar, ey katý kalbli insan!
Sen de putperestliði býrak da, eyle iman.

Yoksa, çok piþman olup, ah edersin sen dahi.
Ve lakin bir faydasý, olmaz onun vallahi.)

Onlar, (Peki) diyerek, hükümdara geldiler.
Bu sözleri, ayniyle ona teblið ettiler.

Ve lakin açýlmadý kalbindeki o zulmet.
Yani nasip olmadý ona iman, hidayet.

Bunu haber alýnca, o, talebelerinden,
Gayretine dokunup, gadaba geldi birden.

Bir Ýslam hükümdarý vardý ki o diyarda,
O günlerde bir gece, gördü onu rüyada.

Buyurdu ki: (Ey sultan, buraya et ki sefer,
Hindistan sultanlýðý, sana olsun müyesser.)

O sultan, çaðýrarak bilcümle âlimini,
Sual etti onlara, rüyanýn tabirini.

Dediler ki: (Ey sultan, mübarektir rüyanýz.
O yere müteveccih, çýksýn ordularýnýz.)

(Peki) deyip o sultan, sürerek ordusunu,
Fethetti baþtan baþa, o Hindistan yurdunu.

Muinüddin Çeþti’nin, saye-i himmetiyle,
Hindistan, Ýslam ile nurlandý tamamiyle.

www.gonulsultanlari.com