Yusuf-i Hemedani, büyük alimlerdendir
Söz ve nasihatlarý, kalblere hayat verir.
Onsekiz yaþýndayken, baþladý tahsiline.
Zahiri ilimlerin, vakýf oldu hepsine.
Ebu Ali Farmedi hazretlerine gidip,
Tasavvuf ilmine de kavuþtu sohbet edip.
Resulün kalbindeki ilim, feyiz ve nurlar,
Kalbden kalbe akarak, ona vasýl oldular.
O da, Abdülhalýk-ý Goncdüvani’ye aynen,
Bunlarý aksettirip, yükseltti onu manen.
Kendisi, orta boylu ve buðday benizliydi.
Kumral sakallý olup, zayýfça bir veliydi.
Eline her ne geçse, verirdi muhtaçlara.
Herkese þefkat edip, aðlardý ara ara.
Vardý ki ders verdiði yüzlerce talebesi,
Yetiþip büyük âlim, evliya oldu hepsi.
Bir yandan, insanlara verip öðüt, nasihat,
Manevi dertlerine, saðlardý çok menfaat.
Bir yandan da, ilaçlar yaparak aðrýlara,
Þifalar sunuyordu maddi hastalýklara.
Mahlukatýn hepsine, þefkat gösteriyordu.
Gayr-i müslimlere de nasihat ediyordu.
Fakirlere, zenginden verirdi fazla kýymet.
Dünyaya, zerre kadar vermezdi ehemmiyet.
Evinde bir hasýrý, bir ibrik, bir keçesi,
Bir de, yemek yapacak vardý bir tenceresi.
Yusüf-i Hemedani, Cuma günleri hariç,
Hanesinde oturur, çýkmazdý dýþarý hiç.
Yine böyle evdeyken, bir Cuma haricinde,
Dýþarý çýkmak için, istek doðdu içinde.
Bu arzusu, o kadar çoðaldý ki bu defa,
Merkebine binerek, yöneldi bir tarafa.
Gitti, lakin nereye ve niçin gidiyordu?
Bunlarýn cevabýný, kendi de bilmiyordu.
Hayvanýn yularýný, salýp kendi haline,
O nereye giderse, gidiyordu o yöne.
Allahü teâlâya tevekkül eyleyerek,
Bir hayli yol katetti, merkebi durana dek.
Hayvan, çýktý þehirden ve girdi bir vadiye.
O ise düþünürdü: (Bir hikmeti var) diye.
Yürüdü o vadide bir hayli uzun yollar.
Bir mescidin önüne gelince, kýldý karar.
Merkebinden inerek, giriverdi mescide.
Gördü, bir talebesi oturur içeride.
O girince, bir sevinç kapladý talebeyi.
Dedi ki: (Teþrifiniz ne kadar oldu iyi.
Zira bir derdim vardý, ben halledemiyordum.
Sizin teþrifinizi, dört gözle bekliyordum.
Az önce dua edip, sýðýndým Yaradana.
Ki, zat-ý alinizi göndersin hemen bana.)
Sonra da, hocasýna arzedip o derdini.
Öðrendi halletmenin yol ve çarelerini.
Sevinip arz etti ki: (Ey kýymetli üstadým!
Siz yol göstermezseniz atamayýz tek adým.)
Buyurdu ki: (Senin de, tammýþ ki sadakatin,
Muhabbet baðý ile, bizi çekip getirttin.
Ve lakin bundan sonra, düþerse baþýn dara,
Sen gel de, bizi böyle yorma tâ buralara.)
Mümine edep yakýþýr
Yusüf-i Hemedani, evliya-yý kiramdan.
Ýnsanlarý, hak yola çaðýrýrdý durmadan.
Baðdat’ta, Nizamiye Medresesinde bizzat,
Ederdi insanlara, her gün vaaz-ü nasihat.
Onun Ýslamiyet’e yaptýðý bu hizmeti,
Yayýldý dalga dalga, arttý þaný þöhreti.
Üç ilim talebesi vardý ki o diyarda,
Onun büyüklüðünü iþitmiþti onlar da.
Birisi (Ebu Said), (Ýbnüssakka)ydý biri,
Bir de (Abdülkadir-i Geylani) hazretleri.
Bir gün konuþtular ki: Biz de gidip görelim.
Nasýl bir kimse imiþ, halini öðrenelim.
Ýbnüssakka dedi ki: (Gidince, ona, bir tek,
Sual soracaðým ki, cevap veremeyecek.)
Ebu Said dedi ki: (Ben de, bir þey sorayým.
Verebilecek mi ki cevabýný bakayým.)
Abdülkadir Geylani, küçüktü yaþý henüz.
Böyle edepsizliðe, etmedi hiç teþebbüs.
Dedi: (Allah korusun, o zat büyük bir âlim.
Ona sual sormaya ne haddim olur benim?
Büyük nimet bilirim huzuruna girmeyi.
Ve þeref addederim, cemalini görmeyi.)
Onlar, bu niyetlerle ona gittiklerinde,
Yusüf-i Hemedani, o an yoktu yerinde.
Sonra gelip, hiddetle baktý Ýbnüssakka’ya.
Buyurdu ki: (Sende hiç yok mudur edep, hayâ?
Demek bana bir sual sormak arzu edersin.
Hem dahi cevabýný veremem zannedersin.
Sormayý düþündüðün sual þudur) diyerek,
Verdi tam cevabýný, tek tek izah ederek.
O haddini bilmeze anlatýp bu hususu,
Buyurdu ki: (Geliyor senden küfür kokusu.)
Sonra, Ebu Saide buyurdu ki dönerek:
(Sen dahi, imtihana yeltendin beni demek.)
Onun sualini de söyleyerek evvela,
Peþinden, cevabýný izah etti pekala.
Sonra, Abdülkadir-i Geylani’ye dönerek,
Buyurdu ki: (Bu halin, olsun sana mübarek.
Gösterdiðin bu güzel edep ile, sen bugün,
Kazandýn rýzasýný Allah ve Resulünün.
Ben öyle görürüm ki, toplanmýþ bir cemaat,
Sen ise, bir kürside ediyorsun nasihat.
Ve sanki diyorsun ki: Benim iki ayaðým,
Omuzlarý üstünde duruyor evliyanýn.)
Yýllar sonra bu veli, oldu Hakk’a mülaki.
O gün buyurduklarý, ayniyle oldu vaki.
Abdülkadir Geylani, oldu büyük evliya.
Vaaz edip, insanlara verdi ilim ve ziya.
Ve bir gün, kürsüsünde ediyorken nasihat,
Söyledi o sözleri, duydu bütün cemaat.
Ýbnüssakka, arttýrdý halka hitabetini.
Ve hatta sultan dahi, iþitti þöhretini.
Ýrsal etti Bizans’a onu elçi olarak.
Gitti ve mürted oldu, küffâra aldanarak.
Ebu Said’in ömrü, geçti hep üzüntüyle,
Rahat ve huzur yüzü görmedi bir gün bile.
Zira haber vermiþti Yusüf-i Hemedani.
Yýllar sonra hepsi de, vücuda geldi ayný.
|