Akþemseddin Efendi, âlim ve veli bir zat.
Çeþitli mevzularda kitaplar yazdý bizzat.
(Risalet-in nuriyye) isimli eserinde,
Þöyle buyurmaktadýr sabretmek üzerinde.
(Kim halkýn cefasýna ederse iyi sabýr,
Allah, böyle kimsenin kalbini nurlandýrýr.
Kulun kalbinde olan o iman nuru yani,
Sabýr ve tevekkülle, olur daha vicdani.
Kur’an-ý kerimde de, bu, beyan olunarak,
Meth-ü sena ediyor Eshabý cenâb-ý Hak.
Onlar, Hak teâlâya çok yakýn kimselerdi.
Allah’ý görür gibi ibadet ederlerdi.
Ve yine bu seçilmiþ kullarý, Hak teâlâ,
Çeþitli mihnetlere kýlsa dahi mübtela,
Onlar, bu hallerinden, hiç etmeyip þikayet,
Bilakis alýrlardý onlardan tad ve lezzet.
Zaten kulun kýymeti, Hak teâlâ indinde,
Sabýrla anlaþýlýr, bir bela geldiðinde.
O, tevekkül edip de, gösterdikçe hem sabýr,
Ýyilikleri artar ve manen olgunlaþýr.
Onun kalb aynasýnda olan bütün kir ve pas,
Temizlenip, kazanýr kâmil iman ve ihlas.
Eyüp aleyhisselam, hastalýk illetine,
Sabredip, nail oldu Rabbimizin methine.
Hasta yattý yedi yýl, yedi gün, yedi saat.
Hiç þikayet etmeyip, gösterdi sabýr, sebat.
Katiyen etmeyince bir gün bile ah-u vah,
(O, ne güzel kul!) diye, methetti onu Allah.
Veli de, insanlardan gelen sýkýntýlara,
Katlanarak sarýlýr, tevekküle ve sabra.
Ne kadar çok kötülük görse de insanlardan,
Sabredip, yine yapar hep iyilik ve ihsan.
Topraða atýlsa da, kötü, pis, fena þeyler,
Yine de çýkar ondan, hoþ kokulu çiçekler.
Hak teâlâ, Kur’anda, Ankebut suresinde,
Mealen buyurur ki ikinci âyetinde:
(Ýnsanlar sanýr mý ki, edince yalnýz iman,
Öyle býrakýlýp da, edilmezler imtihan?)
Yani Allah, kullara, bazý sýkýntýlarý,
Gönderip, imtihana tâbi tutar onlarý.
Velakin Sevgiliden gelen bu sýkýntýlar,
Ýle, Hak dostlarýnýn sevgisi daha artar.
Ne kadar çok gelirse onlara dert, musibet,
O kadar çok sevinip, alýrlar fazla lezzet.
Nitekim saf altýný elde etmek için de,
Býrakýrlar cevheri, kýzgýn ateþ içinde.
Ne kadar çok olursa ateþin harareti,
Altýn da, o nisbette saf olur elbetteki.
|