Cüneyd-i Baðdadi’nin dayýsý ve üstadý,
Olan Sýrri Sekati, onu yanýna aldý.
Ve Mekke'ye götürdü hac için Beytullaha.
Cüneyd-i Baðdadi’yse çocuktu henüz daha.
Tam mescid-i harama ulaþtýklarý saat,
Baktýlar ki toplanmýþ, dörtyüz ilim ehli zat.
Hepsi, (Þükür) hakkýnda yapýyor bir tarifler.
Onlar da, bir kenara oturup dinlediler.
Dörtyüz tarif ve izah yapýldýysa da, fakat,
Yine de kifayetsiz kalmýþtý bu izahat.
Hemen Sýrri Sekati, yedi yaþýnda olan,
Cüneyd-i Baðdadi’ye emretti ki o zaman:
(Sen de, þükür hakkýnda birþey söyle, haydi kalk!
Ki, þükür mevzuunu iyice anlasýn halk.)
O da (Peki) diyerek, ayaða kalktý hemen.
Bir tarif de o yaptý, fazla kelam etmeden.
Dedi: (Þükür, Allah'ýn verdiði nimet ile,
Ona, günah ve isyan etmemektir az bile.)
Âlimler, bu tarifi begayet beðendiler.
(Þimdi þükrün manasý tamam oldu) dediler.
Sýrri-yi Sekati’nin yetiþip derslerinde,
Büyük Ýslam âlimi oldu neticesinde.
Ona, Sýrri Sekati buyurdu ki: (Ey Cüneyd!
Ýlim meclisi kurup, herkese ilim öðret.)
Fakat o, kendisini hiç layýk görmüyordu.
(Ben, nasýl insanlara vaaz ederim?) diyordu.
Her gün tehir ederken o bu emri böylece,
Resulullahý gördü rüyasýnda bir gece.
Yaklaþýp buyurdu ki ona Fahr-i kâinat:
(Ey Cüneyd, insanlara eyle öðüt, nasihat.
Zira senin sözlerin, ferahlatýr kalbleri.
Ve sayende düzelir, bozuk olan halleri.
Bütün bu insanlarýn kurtulmasý için hep,
Senin sohbetlerini, Rabbimiz kýldý sebep.)
O sabah, heyecanla gidince üstadýna,
Henüz bir þey demeden buyurdular ki ona:
(Ey Cüneyd, Resulullah sana emir vermeden,
Çekindin insanlara nasihat eylemekten.)
Hemen o gün baþladý vaaz-ü nasihatine.
Ýnsanlar, akýn akýn koþtular sohbetine.
Halkýn suallerini, geniþ anlatýyordu.
Yine bir sohbetinde, birisi þöyle sordu:
(Hiç ibadet etmeden, karþýlýksýz olarak,
Mümkün müdür Allah'ýn lütfuna nail olmak?)
Buyurdu: (Bize gelen nimetlerin cümlesi,
Zaten Onun lütfu ve karþýlýksýzdýr hepsi.
Bizim gibi kullarýn yapacaðý ibadet,
Onun nimetlerine karþýlýk olmaz elbet.
Yani ibadetimiz ne kadar olsa fazla,
Yine Onun lütfuna karþýlýk olmaz asla.)
|