Bir gün Ýbrahim Edhem, emretti teb'asýna:
(Atýmý hazýrlayýp, getirin derhal bana!)
Av köpeðini alýp, ava çýktý acilen.
Karþýsýna az sonra, bir av çýktý aniden.
Yakalamak üzere, çoðalttý süratýný.
Ve lakin bir ses ile, yavaþlattý atýný.
Gaibten denildi ki: (Ey Ýbrahim, dikkat et.
Zira sen, bunun için yaratýlmadýn elbet.)
Durup meraklanarak, baktý sað ve soluna.
Kimseyi görmeyince, devam etti yoluna.
Tekrar sürdü atýný avlanmak gayesiyle.
Lakin yine irkildi, daha gür bir ses ile.
(Ey Ýbrahim, bu iþler deðil hiç senin iþin.
Zira yaratýlmadýn sen böyle iþler için.)
Hem bu sefer daha da yakýndan geliyordu.
(Bunda hikmet var) deyip, gidemedi ve durdu.
Oradan geri dönüp, rastladý bir çobana.
Kendi elbisesini çýkarýp verdi ona.
Ve alarak çobanýn aba ve baþlýðýný,
Terk etti ilerdeki padiþahlýk tacýný.
Oradan, Merv þehrine doðru ilerliyorken,
Yolda, a’ma bir adam geçiyordu köprüden.
Gözü görmediðinden, kayýp düþtü o a’ma.
Uzaktan onu görüp, acýdý o adama.
(Allah'ým, onu koru!) diye etti bir niyaz.
Nehire düþmesine, kalmýþtý henüz biraz.
Adam kaldý havada ve düþmedi o suya.
Ýnsanlar ip salarak, çektiler yukarýya.
Sonra da, ziyareti arzu etti Kâbe’yi.
Yürüyerek katetti bu uzun mesafeyi.
Mekkeli âlimler de, duymuþlardý methini.
Ve ziyaret kastiyle Mekke'ye geldiðini,
Tuttular hep yollarý, âlimler ve cümle halk.
Zira böyle zatlarý, âdetti karþýlamak.
O ise, tanýnmayý asla istemiyordu.
Bir kafile önünde, yalnýzca gidiyordu.
Ýnsanlar, ilk evvela onu gördüklerinden,
Yanýna yaklaþarak, sordular ona hemen:
Dediler: (Yaklaþtý mý Ýbrahim Edhem acep?
Zira karþýlamaya, âlimler çýktýlar hep.)
Dedi: (Býrakýn onu, ondan ne istersiniz?
O, kötü bir kimsedir, lakin siz bilmezsiniz.)
O böyle söyleyince, vurup ona bir tokat,
Dediler: (Kötü sensin, o ise büyük bir zat.)
Ayrýlýnca, nefsine diyordu ki: (Ey ahmak!
Sen, herhalde isterdin, þaþalý karþýlanmak.
Lakin sen, ona deðil, layýksýn bu tokata.
Haddini iyi bil de, yapma böyle bir hata.)
Sonra, ona vuranlar, tanýyýnca kendini,
Özürler dileyerek, hep öptüler elini.
|