Bir gün Þakik-i Belhi Mekke'ye vardýðýnda,
Ýnsanlar haber alýp, toplandýlar yanýnda.
Onlardan bir tanesi yaklaþýp ona bizzat,
Ýstirham eyledi ki, etsin biraz nasihat.
Buyurdu ki: (Geçimin nasýldýr senin þu an?
Bir þey bulamayýnca, ne yaparsýn o zaman?)
Dedi: (Bir þey bulunca, ona þükrediyorum.
Bulamayýnca ise, durup sabrediyorum.)
Ona, Þakik-i Belhi buyurdu ki cevaben:
(Belh'in köpekleri de yaparlar böyle aynen.
Yani bir þey bulunca, sevinip onu yerler.
Bulamayýnca ise, bekleyip sabrederler.)
O kimse, þaþkýn halde dedi ki: (Efendim siz,
Bu gibi durumlarda, peki ne edersiniz?)
Buyurdu ki: (Bir þeyler geçerse elimize,
Veririz hemen onu, bir din kardeþimize.
Bir þey geçmeyince de, buna hiç üzülmeyiz.
O zaman Rabbimize, hamd-ü sena ederiz.)
Bu cevap, o kimsenin gitti pek çok hoþuna.
Ve Þakik-i Belhi’nin sarýlarak boynuna,
Dedi ki: (Sen vallahi, çok mübarek bir zatsýn.
Hak teâlâ nurunu ve feyzini arttýrsýn.)
Bir gün de buyurdu ki: Sýzlanmayýn belaya.
Ýsyankâr olursunuz yoksa Hak teâlâya.
Zira geri çevrilmez, sýzlanmakla bela, dert.
Sabýr sevabýndan da mahrum olur böyle fert.
Belaya sabretmenin mükafatýný bilen,
Ondan halas olmaya, heves etmez katiyen.
Allahü teâlâdan korkmanýn alameti,
Terk etmektir her türlü günah ve masiyeti.
Rahmetinden ümitli olmanýn niþaný da,
Çok ibadet etmektir, fýrsat varken þu anda.
(Hak teâlâ affeder) diyerek, bir Müslüman,
Çekinmeden, Rabbine ederse günah, isyan,
Veyahut da (Sonradan tövbe ederim) diye,
Kim ki tövbe etmeyi atarsa ileriye,
Bu kimseler, büyük bir gaflet içindedirler.
Zira umumiyetle ani gelir eceller.
Ölüme hazýrlýklý olmalý ki gün gece,
Geri döndüremezsin, zira ölüm gelince.
Muhafaza eyle ki, kötü sözden dilini,
Ki, mahcup eylemesin, mahþerde o dil seni.
Bir sözü söylemeden, sonunu düþün önce.
Senden, onun hesabý sorulacak ölünce.
Verebilecek isen sorunca cevabýný,
O zaman onu söyle, yoksa kapat aðzýný.
Hazret-i Ebu Bekir, taþ koyardý aðzýna.
Ki, kadir olamasýn malayani lafzýna.
Büyükler, çok düþünür ve lakin az söylerler.
Zira (Susan kurtuldu) buyurmuþtur o Server.
|