(Ebül Kays bin Ketile) ismi ile, Mýsýr’da,
Bir âlim var idi ki, meþhurdu o asýrda.
Bu âlim, bir iþ için çýktý bir gün sefere.
Geldi Seyyid Ahmed’in medfun olduðu yere.
Ýþitmiþti önceden, onun nam ve ününü.
Lakin tam bilmiyordu, manen üstünlüðünü.
Tesadüf o beldeye uðrayýnca nihayet,
Ýnsanlarýn halini görünce etti hayret.
Zira þahit oldu ki, büyük bir veli diye,
Halk, çok ilgi gösterir Ahmed-i Bedevi’ye.
Kendi de, ilmi ile meþhurdu gayet iyi.
Fazla buldu bu zata gösterilen ilgiyi.
Ve oranýn halkýna dedi ki: (Ey insanlar!
Bu kadar iltifat ve ilgiye ne lüzum var?
Bu zatý, daha önce duymuþtum ben de, fakat,
Lüzumundan fazladýr o zata bu iltifat.)
Onlar, bu âlim için (yabancýdýr) diyerek,
Üstünde durmadýlar normal þey addederek.
Evlerine götürüp, yemek ikram ettiler.
Sofrada balýk vardý, beraberce yediler.
Lakin olmadýðýndan balýða pek alýþýk,
Takýldý balýk yerken, boðazýna bir kýlçýk.
Öyle ki, gitmiyordu ne ileri, ne geri.
Muvaffak olamadý çýkarmaya hiçbiri.
Çok tabipler getirdi ev sahibi evine.
Çok uðraþtýlarsa da, çýkmadý kýlçýk yine.
Âlimin ýzdýrabý, gün be gün artýyordu.
Lakin buna, hiç kimse çare bulamýyordu.
Yemek ve içmekten de, kesildi en nihayet.
Hiç de onun baþýna gelmemiþti böyle dert.
Baþýný öne eðip, düþününce o bunu,
Anladý bir ikaz-ý ilahi olduðunu.
Dedi ki: (Ben o zata, bulundum su-i zanda.
Bunun için bu derde duçar oldum þu anda.
Demek ki, Hak indinde büyükmüþ meðer o zat.
Herkes, haklý olarak gösterirmiþ iltifat.
Gerçi beni, bu babta ikaz etti insanlar.
Lakin ben, o sözlere etmedim hiç itibar.)
Bunlarý düþünerek, o kendi kendisine,
Geldi Seyyid Ahmed’in mübarek türbesine.
Kalbindeki o inkâr, gitmiþti þimdi artýk.
Doldurmuþtu yerini, bir nedamet, piþmanlýk.
Ýki diz üzerine oturdu edebinden.
Ve Yasin-i þerifi okuyordu ki, birden,
O anda, boðazýna geliverdi bir gýcýk.
Öksürünce, yerinden fýrlayýp çýktý kýlçýk.
O büyük evliyaya, hüsn-ü zan eyleyince,
O kýlçýk belasýndan, halas oldu böylece. |