O devirde vardý ki, çok hayâsýz bir kiþi,
Bu veliye hakaret etmek idi tek iþi.
O tevazu ettikçe, devamlý o bi-edep,
Bu veliyi, herkese kötüler dururdu hep.
Bir gün de, aleyhinde mektup yazýp o yine,
Çok aðýr hakaretler eyledi kendisine.
Sonra, bir talebeye verip o mektubunu,
Dedi ki: (Üstadýna götür teslim et bunu.)
O dahi götürünce mektubu üstadýna,
Buyurdu ki: (Evladým, sen aç da oku bana.)
Okuyunca gördü ki, baþtanbaþa, lebalep,
Aðza alýnmayacak hakaretle dolu hep.
Lakin hiçbir üzüntü gelmedi kendisine.
(Kaðýt getir) buyurdu hemen talebesine
Þöyle cevap yazdý ki: (Ey kýymetli efendim!
Buyurduðunuz gibi, kusurum çoktur benim.
Hakkýmda yazdýðýnýz o þeyler, hep doðrudur.
Benliðime iþlemiþ gerçekten hata, kusur.
Þöyle bakýyorum da, iþimin çoðu günah.
Dua buyurunuz da, düzeleyim inþallah.)
O bunu okuyunca, derhal geldi insafa.
Yaptýðýna utanýp, piþman oldu bu defa.
Anladý tam olarak onun büyüklüðünü.
Bu nedamet ateþi, yaktý onun gönlünü.
Seyyid Ahmed, çok büyük veli idi aþikâr.
Mevcuttu kendisinde, bütün üstün sýfatlar.
Herkese, pek ziyade þefkatli olduðundan,
Hep ona gelirlerdi, hasta ve derdi olan.
O ise, hastalara yazýyordu bir dua.
Onlar onu kullanýp, bulurlardý tam þifa.
Lakin beyaz kaðýda, hiç kalem ve mürekkep,
Kullanmadan, parmakla yazardý onlarý hep.
Yine bir gün, bir hasta geldi huzurlarýna.
Dedi ki: (Ey efendim, bir dua yazýn bana.)
O yine, düz ve beyaz bir kaðýt üzerine,
Parmaðýyla yazarak, hastaya verdi yine.
Allah’ýn izni ile bulduysa da tam þifa,
Lakin onun kalbine, þüphe geldi bu defa.
Düþündü ki: (Kaðýtta, hiç yoktu yazý, âyet.
Buna raðmen, bu nasýl tesir etti, çok hayret.)
Yine ayný kaðýdý alaraktan eline,
Tecrübe etmek için, bu zata geldi yine.
Dedi ki: (Ey efendim, vücudum çok rahatsýz.
Lütfedip, þu kaðýda bana dua yazýnýz.)
Seyyid Ahmed Rýfai, o kaðýdý görünce,
Buyurdu ki: (Biz buna, yazmýþýz daha önce.)
(Peki) deyip, hürmetle çýkýp gitti oradan.
Tecrübe ettiðine utandý, oldu piþman.
|