Eshab, Üveys hakkýnda sordu ki o Servere:
(O sizi çok sever de, niçin gelmez görmeye?)
Buyurdu: (Buna mani, iki sebep mevcuttur.
Birincisi odur ki, hallerine maðlubtur.
Ýkincisi, dinine fazla baðlýlýðýndan.
Zira bir validesi vardýr ki, ehl-i iman,
Yaþlý ve hasta olup, iki gözü de görmez.
Hatta eli ayaðý hiç hareket edemez.
O, çobanlýk yaparak köylünün devesine,
Aldýðý ücret ile, bakar bu annesine.)
Eshab, Resulullahtan bunlarý dinlediler.
(Biz onu görür müyüz?) diye sual ettiler.
Hazret-i Ebu Bekre buyurdu ki cevaben:
(Hilafet zamanýnda göremezsin onu sen.)
Hazret-i Ali ile hazret-i Ömer’e de,
Buyurdu ki: (Siz onu görürsünüz ilerde.
Bedeni kýllý olup, avuç ve sol böðründe,
Birer beyazlýk vardýr, gümüþ büyüklüðünde.)
Vakta ki, o Resulün ölüm hastalýðýnda,
Sahabeden bazýsý, bulunurdu yanýnda.
Sordular: (Hýrkanýzý kime verelim?) diye.
Buyurdu: (Verin onu, siz Üveys-i Karni’ye.)
Ali bin Ebi Talip, bir de hazret-i Ömer,
O hýrkayý alarak, Kufe’ye yöneldiler.
Ve sordular Üveys’i ordaki kimselerden.
Lakin tanýmadýlar Üveys’i onlar hemen.
Dediler: (Üveys diye, biri var bu beldede.
Lakin aradýðýnýz, o deðildir herhalde.
Zira o divanedir, tuhaftýr çok halleri.
Arne denen vadide, deve güder ekseri.)
Onlar böyle deyince, dediler ki o zaman:
(Biz onu arýyoruz, nerededir o þu an?)
Dediler: (Ýyi ama, o, acayip bir kiþi.
Onun, insanlar ile yok bir alýþ veriþi.
Çok ucuz ücret ile, çobanlýk yapar bize.
Akýlsýz ve divane bilir onu her kimse.
Onun saçý sakalý karýþýktýr çoðu kez.
Tek baþýna yaþayýp, aramýza hiç gelmez.
Kimse ile oturup, sohbet etmez o asla.
Bilmez neþe üzüntü, gezer eski libasla.
Halk aðlasa o güler, herkes gülse o aðlar.
Böyle garip biriyle, sizin ne iþiniz var?)
Dediler: (Ýþte odur aradýðýmýz kimse.
Bizi ona götürün, þu anda nerde ise.)
Sonra kalkýp, o yere teþrif etti ikisi.
Yaklaþýnca, namazda buldu onlar Üveys’i.
Onun develerini gütmesi için, bir tek,
Vazifelendirmiþti Hak teâlâ bir melek.
|